غير مصنف

SURİYE’NİN BOĞUK ÇIĞLIĞI

 

 

Boğunuk çığlık filmi yüzümüze haykırıyor, siyah sahne ve sesli görüntü ile bizi azarlıyor, tevbih ediyor, def edilmeyen, dibe varmadan duran  hezimetlerle, asrın katilinin askerleri tarafından tecavüze maruz kaldıklarına ilişkin şahitliklerini sunan o azîm kadınların ağlama hıçkırıkları ile kıvranıyoruz, ardından kendi toplumları ve tecavüze uğrayan bizim toplumlarımız tarafından -mânevi ve ruhsal- ikinci kere tecavüz ve yabancı iltica ülkelerinde sırf gurbetlik.

Gözaltına alınan tutuklu kadınların uğramış oldukları zararın kapsamı, hacmi ve bütünü Esad hapishanelerinde ölüm ile yaşam arsında muallak olanları çıkarabilmek için baskı yabacak ya da zararı telafi edebilmek için gören, eşiten, bilen ve takip eden bir dünyaya inanmaktan ya da  inanabilineceğinden daha büyüktür. Bunu, yaşamın ve yaşam korkusunun mümkün olan bütün manaları beraberinde kaybedildiği bir tür yese kapılmış  “Meryem Hıleyf” kadın dile getirmiştir.. Çığlığını dünyanın yüzüne atarsın.. ben burada değer, anlam, yalnızlık, sitem ve acı taşıyorum ama siz değerlerinizin, hükümlerinizin ve mumyalanmış ahlakınızın yalancı şahitlerisiniz…

Fransa televizyonunun ikinci kalında, Esad’ın hapishanelerinde ve gözaltı merkezlerinde tecavüze maruz kalan Suriyeli kadınlar hakkında yayınlanan belgesel film; belki de yapımcıların iradesi dışında ölçü ve standartları ters çevirmiş olabilir. Hicablı (örtülü) kadın, yüzü açık çıkarak, ekran karşısında mumyalanmış yüzümüze tecavüze uğradığını duyurur, açık olan kadın ise yüzü görünmeksizin çıkar, zira korku karnlığı onun yüzünün görünmesini gizler, boğunuk sesinin uğultusu ile birlikte çıkan enkaz. Ama biz seyirciler, ya nankörlükle yüklü hayatımızı devam ettirmek ya da dünyaya lanet okuyup kahır ile barıışma gücü olmadığından acizlikle barışmak için ekran arkasına saklanırız.

Suriyeliler Esad rejiminden daha henüz kurtulamadılar, dolayısıyla yaraları mâzide kalanlar için gerektiği gibi açılmamıştı, kaybettiklerine normal insanlar gibi ağlama imkanı bulamamışlardır. Ağlamak ve hüzün, kayboluşun vuku bulup gitmesinden sonra, sadece ruhu temizler. Lakin kayıp, sonsuz bir yola dönüştüğünde ya da sonu olacağına dair bir ümit kalmadığında; korku ile dehşet, mâziyi mualece edip ondan kutaracak sakin düşüncelerden önce adım atar.

Suriyeliler yedi yıldan beri devam etmekte olan bu kabustan bir gün dahi olsa  dinlenememişlerdir ve günlük yenilenen bu acı tranediler; kaybettikleri çok şeye üzünütü çekemenin bugün bir manasını bırakmamıştır. Onların acıları, Putin’ini gökten saydığı, İran’nın yerde uyguladığı, Amerika ve İsrail’in güttüğü ve katiller düğündeki sağrı gibi De Mistora’nın yürüttüğü.. Uzun “siyasi süreç” rüzgarlarında savrulup gidiyor.

Herkesin çözüm başı saydığı ve onlar için en tasarruflu olduğu rejimin devam etmesi, yeniden başlamak için gerçek bir barış umudu olmaksızın Suriyelilerin yenilenen kabuslarının devam etmesi demektir.

Tecavüz, devrim başından beri Esad rejiminin, devrimin ana kucağı sayılan “sünni toplum’a”  karşı izlediği üçgenli stratejinin temel bir geni olmuş ve bu strateji temel olarak; kadınları tutuklayarak rehin alıp onlara tecavüz ederek HALKIN NAMUS VE ŞEREFİNE Kasd etmek. Camilere saldırılar düzenleyip bombalayarak KUTSALLARINA hakaret etmek ve çocukları gözaltına alıp işkenceye tabi tutup haklarında katliamlar işleyerek ÇOCUKLARI hedef almak suretiyle bu üçgen üzerine kurulmuştur.

Bu strateji; en yüksek düzeylerde öfke be insanlarda en yüksek derecede korku ve devlet yaratarak rejime çift hizmet sunup devrimin hala ve asla kurtulamadığı büyük ve derin izler bırkmıştır. Kutsalları ihlal etme öfkesi, şiddetin hızla büyümesi ve tüm İslam ülkelerinden aşırıcılığı kutuplaştırma ve yerel toplumlarda silahlanma, aşırıcılık ve taasup seslerinin yükselmesi açısından istenilen hedefe erişebilmiştir. Ancak en önemlisi; diğer faktörlerin ehemmiyetine rağmen Esad’ın en büyük zaferi kadınların rolünü küçültmek ve onları devrimin barışçıl hareketliliğinden saf dışı bırakmak ve dışlamak olmuştu. Dolayısıyla toplumların gelişme düzeyinin kadının varlığı, hukuku ve katılım düzeyi ile kıyaslandığı gibi, devrimlerin de barışçıl olduğunu ve başarıya ve amaçlarına ulaşmasını kadının etkin rolü ile kıyaslamak mümkü olur. Kültürel ve feslesfi edebiyatlarda söylendiği gibi kadın, sadece erkeğin münisesi değil toplumların, halkların ve uygarlıkların teveccühüne ve istikametine değer ve anlam katan kimsedir.

( Boğunk Çığlık) filmi; ümit ve ışık yaratmak için kendini durmadan ateşle yakan Prometheus ruhulu sadece filmde görülen onurlu ve şerefli kadınların boğuk sesini, Esad’ın tutklama merkezleri karanlığında bırakılmış binlerce kadınların yok olan sesini, Samira Elhalil ve Razan Zeytune başta olmak üzere (Daiş) örgütü ile islami cihatçı örgütleri tarafından tutklanmış kadınların sesini değil, Ruslar ile İranlıların ve rejimin alenen ve “şer’an”  tecavüz ettikleri Suriye’nin ve Suriye devriminin boğuk sesini temsil ederken, uluslararası toplum, Güvenlik Konseyi, Birleşmiş Milletler, ve diğer ülkeler ise, dünyanın kendi kendine, değerlerine ve azîm Suriye halkına karşı işlemiş olduğu en büyük yalancı şahitliği yaparak bu çirkin ve iğrenç toplu tecavüz partisine katılıp seyretmekten başka bir şey yaptığı yok.

Author

مقالات ذات صلة

إغلاق